Blog
Sınav Kaygısının Farklı Yüzleri: Her Kaygı Aynı Değil
- Ocak 14, 2026
- Yayınlayan: admin
- Kategori: Adverisement Hobbies izmirykskursları LGS Duyurular LGS Rehberlik Technology Uncategorized YKS Duyurular YKS Rehberlik
Sınav kaygısı çoğu zaman tek bir duyguymuş gibi algılanır. Oysa sınav kaygısı, birbirine benzeyen ama farklı şekillerde ortaya çıkan, farklı kökenleri olan ve farklı ihtiyaçlarla beslenen bir duygular bütünü olabilir. Aynı sınava giren iki öğrenciden biri “çalışmadım, o yüzden kaygılıyım” derken, diğeri “çok çalıştım ama ya yapamazsam” diye düşünür. Bu iki cümle, tek bir isim altında toplansa da aslında oldukça farklı iki deneyimi işaret eder.
Bazı öğrenciler için kaygı, bir tür “hazırlık alarmı” gibidir. Ders çalışmaya başlamadan önce beliren bu kaygı, öğrenciyi toparlayabilir. Bu tür kaygı, genellikle performansı artıran, motivasyonu destekleyen ve beynin “şimdi ciddiye alma zamanı” mesajını ileten bir uyarı sistemi gibi çalışır. Bu grup için kaygı, sınav öncesi ortaya çıkar, sınav sırasında azalır ve sınavdan sonra neredeyse tamamen kaybolur.
Bazı öğrenciler içinse kaygı çok daha yıpratıcıdır. Bu öğrenciler, sınav öncesinde yoğun şekilde kaygılanır, sınav sırasında panikler ve sınavdan sonra bile yeniden o ana dönüp tekrar tekrar yaşantılar. Bu tür kaygıda düşünceler çoğunlukla “ya yapamazsam”, “ya kötü geçerse”, “ya kimse bana inanmazsa”, “ya geleceğim mahvolursa” gibi ihtimaller üzerine kuruludur. Bu düşünceler, sadece performansı değil, öğrencinin kendilik algısını da olumsuz etkiler.
Bir diğer grup ise dışarıdan çok sakin görünür. Öğretmenler tarafından “stres yapmıyor”, “gayet rahat” şeklinde yorumlanan bu öğrenciler aslında içsel baskıyı bastırarak taşımaktadır. Bu durumda kaygı dışa değil içe yönelir. Öğrenci, telaş dışa vurmadığı için çoğu zaman desteklenmez ve sorun geç fark edilir. İçten içe büyüyen bu kaygı, özellikle sınava az kala ya da sınav esnasında birden patlayabilir.
Kaygının başka bir yüzü daha vardır: beklenti kaygısı. Bu kaygıyı yaşayan öğrenciler çalıştıkları halde tatmin olmazlar. Çünkü sınavdan çok çevrenin tepkisi, ailenin beklentisi, öğretmenlerin değerlendirmesi ya da başarının temsil ettiği “değer” onlar için daha ağırdır. Bu yüzden kaygı, bilgi eksikliğinden değil “yetmezlik duygusundan” beslenir. Bu durum, başarılı öğrencilerde daha sık görülür.
Bazı öğrencilerde ise kaygı, geleceğe dair belirsizlik duygusuyla birleşir. “Bu sınavı yapamazsam hiçbir şeyi başaramam” gibi genellemeler bu öğrencilerde yaygındır. Kaygı burada sadece sınava değil, hayatın tümüne yayılmış bir kontrol ihtiyacına dönüşür. Bu durum, hedef belirleme ve esneklik alanında destek gerektirir.
Tüm bu farklı kaygı türlerinde ortak olan nokta, kaygının tek bir biçimde ortaya çıkmadığıdır. Öğrencilerin kaygıyı nasıl yaşadığını anlamak, hangi desteğe ihtiyaç duyulacağını belirlemede kritik öneme sahiptir. Çünkü kaygıyı azaltmak her zaman kaygıyı tamamen yok etmek anlamına gelmez. Bazı öğrenciler kaygının sağladığı uyarana ihtiyaç duyar. Bazılarıysa kaygının yükünü hafifletmek ister. Bu yüzden rehberlikte en etkili yaklaşım, öğrencinin kaygıyla kurduğu ilişkiyi tanımakla başlar.
Her kaygı aynı değildir. Aynı adı taşısa da her öğrencide aynı anlama gelmez. Bazıları için sınav kaygısı bir engel, bazıları için bir uyarı, bazıları için ise bir beklentinın ağırlığıdır. Öğrencinin ihtiyacını anlamak, kaygının hangi yüzüyle karşı karşıya olunduğunu görmeyi gerektirir. Kaygının bu farklı yüzlerini fark etmek hem öğrenciyi hem aileyi hem de öğretmeni daha gerçekçi bir zemine taşır.