Blog
Sınav Senesinde Sosyal Hayat Dengesi Nasıl Olabilir?
- Şubat 15, 2026
- Yayınlayan: admin
- Kategori: Adverisement Hobbies izmirykskursları LGS Duyurular LGS Rehberlik Technology Uncategorized YKS Duyurular YKS Rehberlik
Sınav senesi denildiğinde birçok öğrencinin zihninde aynı düşünce belirir: “Artık sosyal hayat yok.” Bu düşünce çoğu zaman çevreden duyulan cümlelerle, kıyaslarla ve başarı hikayelerinin abartılı anlatımıyla beslenir. Oysa gerçek şu ki sınav senesi, hayatın askıya alındığı bir dönem değil; önceliklerin yeniden düzenlendiği bir süreçtir. Sosyal hayat tamamen bitmez, sadece biçim değiştirir.
Öğrenciler genellikle ders çalışmadıkları her anı kayıp zaman olarak görür. Arkadaşlarla içilen bir kahve, aileyle yapılan bir akşam sohbeti ya da kısa bir yürüyüş bile suçluluk duygusuna dönüşebilir. Bu suçluluk çoğu zaman “Yeterince çalışmıyorum.” düşüncesinden beslenir. Oysa verimli çalışmanın temel şartlarından biri zihinsel yenilenmedir. Sürekli ders başında olmak, sürekli öğrenmek anlamına gelmez. Aksine, zihnin dinlenmediği bir çalışma düzeni bir süre sonra dikkat dağınıklığına, isteksizliğe ve tükenmişliğe yol açar.
Burada önemli olan nokta, sosyal hayatın kontrolsüz değil planlı olmasıdır. Plansız geçirilen uzun saatler gerçekten verimi düşürebilir. Ancak planlanmış, süresi belli ve amacı dinlenmek olan molalar zihni toparlar. Örneğin yoğun bir çalışma gününün ardından bir saatlik arkadaş buluşması, ertesi günün verimini artırabilir. Çünkü insan zihni aralıksız odaklanmak üzere tasarlanmamıştır. Dikkat bir kas gibidir; çalışır, yorulur ve dinlenmeye ihtiyaç duyar.
Denge kurmak, her iki alanı da tamamen feda etmemek demektir. Günün tamamını sosyal aktivitelere ayırmak kadar, haftalarca hiçbir sosyal temas kurmamak da sağlıklı değildir. Özellikle sınav sürecinde öğrencinin destekleyici bir çevreye ihtiyacı vardır. Anlaşıldığını hissetmek, yalnız olmadığını bilmek ve zaman zaman gündemini değiştirebilmek psikolojik dayanıklılığı artırır. Sosyal temas bir lüks değil, duygusal bir ihtiyaçtır.
Suçluluk duygusunun altında çoğu zaman mükemmeliyetçi düşünceler yatar. “Ya rakiplerim şu an çalışıyorsa?” düşüncesi, öğrenciyi dinlenmekten alıkoyar. Oysa başarı yalnızca saat hesabıyla belirlenmez. Nitelikli ve odaklı çalışma, saatlerce verimsizce masa başında oturmaktan daha etkilidir. Kendine izin vermek, disiplinsizlik değildir. Bilinçli mola, sürecin bir parçasıdır.
Verimli mola anlayışı burada kritik bir kavramdır. Verimli mola, kaçış değil yenilenme demektir. Saatlerce sosyal medyada kaybolmak çoğu zaman zihni dinlendirmez; aksine daha yorgun hissettirir. Buna karşılık kısa bir yürüyüş, sevilen bir dizi bölümü, bir arkadaşla yüz yüze sohbet ya da hafif bir spor aktivitesi zihni tazeler. Molanın süresi kadar niteliği de önemlidir. Mola bitiminde yeniden masaya dönebiliyorsanız, o mola amacına ulaşmıştır.
Sınav senesi aynı zamanda zaman yönetimini öğrenme sürecidir. Haftalık plan içinde hem ders saatlerinin hem de dinlenme zamanlarının yer alması dengeyi kolaylaştırır. “Önce çalışayım, vakit kalırsa dinlenirim.” anlayışı genellikle dinlenmeye hiç yer bırakmaz. Bunun yerine planın içine küçük sosyal aralar yerleştirmek, suçluluk duygusunu azaltır çünkü o zaman dinlenme bilinçli bir tercihtir.
Unutulmaması gereken bir diğer nokta da kimliğin yalnızca “sınava hazırlanan öğrenci” kimliğinden ibaret olmadığıdır. İnsan aynı zamanda bir arkadaş, bir evlat, bir kardeş ve sosyal bir varlıktır. Bu yönlerin tamamen bastırılması uzun vadede motivasyonu zedeler. Dengeli bir süreçte hem akademik hedeflere ilerlemek hem de insani ihtiyaçları gözetmek mümkündür.
Sonuç olarak sınav senesinde sosyal hayat bitmez; bilinçli şekilde yeniden şekillenir. Denge kurmak mümkündür. Suçluluk duygusunu yönetmek öğrenilebilir. Verimli mola ise başarının gizli destekçisidir. Önemli olan aşırılıklardan kaçınmak ve sürdürülebilir bir tempo oluşturmaktır. Çünkü sınav bir maratondur ve maratonu kazandıran şey yalnızca hız değil, doğru tempodur.